facebook satış takibi

Uzakdoğu'da Organizasyon Nasıl Yapılıyor

( Gültekin Tepe Organizasyon Firmaları Derneği Dergisindeki Makalesi )

Uzakdoğu’da Organizasyon
 


Hepinize merhaba. Yayın hayatına yeni başlayan dergimizin bu bölümünde sizlere dünyanın farklı ülkelerden gezip, görüp, edindiğim bilgiler doğrultusunda gördüklerimi ve yaşadıklarımı, gerçekleşen organizasyonların nasıl yapıldığından bahsedeceğim. Umarım sizler içinde keyifli bir deneyim olur. 

Bu sayımızda sizlere Uzakdoğu’yu Tayland'ı anlatmak istiyorum. Tayland Asya kıtasının en uç noktası bir ucunda Türkiye İstanbul diğer ucunda ise Tayland var. Tek kıtada olduğuna bakmayın yol çok uzun. Uçak ile 12 saat sürüyor. Tayland'a indiğinizde jetlag oluyorsunuz ve iki günde ancak kendinize geliyorsunuz. Başkenti Bangkok olan Tayland’ın bir bölümü sularla kaplı ve gerçek yaşam bu suların içinde devam ediyor. Halkın %95'i Budizm’e inanıyor, atalarından aldığı kültür ve Budizm’in özü saygıyı benimsemiş ve bunu yaşam tarzı haline getirmiş.  Halkı sakin ve birbirine bir o kadar saygılı. Kaldığım süre içerisinde gördüm ki başkent Bangkok'ta İstanbul'da ki kadar trafik var. Trafiğin böyle olmasına karşın yine de ne bir korna sesi ne bir kargaşa nede kavgaya şahit oluyorsunuz. Yollar dar ve kalabalık, kaldırımlar seyyar satıcılarla ve temizlikten bir haber, hijyenin ne olduğunu konusunda küçücük bir fikirleri olmayan yağ kokuları içerisindeki sokak restoranları ile dolu. Caddelerde vızır vızır dolaşan motosikletler ile üç tekerlekli tuk tuk’lar zaten karmaşanın büyük kısmını oluşturuyor. Bu karmaşaya karşın yine de insanlar sakin ve birbirine saygılı.
Bangkok ilginç bir şehir Avrupa’ya hiç benzemiyor.  Bana en ilginç gelenlerinden biri motosiklet taksilerdi. Bizim kuryecilerin motosikletlerinden yüzlercesi her köşe başında sıraya girmiş müşteri bekliyor. Genç, yaşlı, kadın, erkek demeden herkes bu motosiklet taksiler ile o köşeden bu köşeye evden işe, işten eve, okula korkmadan seyahat ediyor. Her şeyi yiyebilme yeteneğine sahip halkı köşe başlarında satılan akrep, çekirge ve bilumum karafatma familyasını kızartıp çerez niyetine yiyor.



Özellikle suların içinde yaşayan büyük bir kesim var. Evler, marketler, pazarlar suların içinde ve bu evlerin balkonlarında timsaha benzer bir buçuk, iki metre uzunluğunda timsaha benzeyen su canlıları yaşıyor. Suyun bulanıklığı, çevre kirliliği, sokaklardaki ağır soya yağı kokusu ve bu hayvanların korkutucu bakışları içerisinde iyice iştahınız kapanıyor ve hiçbir şey yiyemiyorsunuz, ancak bir kurtarıcınız var meyveler. Kendinizi o muhteşem lezzetteki tropikal meyvelere veriyorsunuz. Eğer o meyvelerde olmasa açlıktan ölebilirsiniz.
Halk dinine çok düşkün. Bizdeki camiler gibi Tayland’da birçok tapınak var. Putlara tapan %95’lik kısım bu rengarenk tapınaklarda kendilerini bekleyen birbirinden farklı putlara tapıp ibadetlerini gerçekleştiriyor ve putlardan dilekler diliyorlar. Dini törenlere çok önem veren bir halk, yapılan törenleri ilgi ile izleyip katılıyor.
Uzakdoğu kültürü bu törenlerde putlara hazırladıkları sarı renkli canlı çiçekler ile süslenmiş yiyecekleri putlara sunuyor. İnançları gereği bu yemekleri asla yememekte sadece bereket getirmesi için budaya sunmaktalar. Kızarmış ördekler, deniz mahsulleri, domuz etleri, içecekler ve meyveler hepsi putlar için hazırlanmış, çiçekler, mumlar ve şamdanlar ile süslenmiş. İlk görüşte bir nikâh töreni ve bunun kokteyl organizasyonunu andıran merasim yetkililerle konuşunca buda öğretilerini tamamlamış rahipliğe yükselen genç rahiplerin yükselme merasimi nedeniyle putlara sunmak için hazırlanan hediyeler ve yiyecekler olduğunu öğreniyorum. Bu daha da ilgimi çekiyor ve incelemeye başlıyorum. Bahçe çiçeklerle o kadar güzel süslenmiş ki her tarafını gezmek istiyorum. Süslenmiş sandalyeler, kurulmuş sahneler, fotoğrafçılar, kameramanlar tüm ekip büyük bir hazırlık içerisindeler. Bahçenin biraz arka tarafına doğru sesçiler ses sistemini kurmuş ve dj kabininden kontrol ediyorlar. Hiçbiri bir kelime bile İngilizce bilmiyor benim ne yapmak istediğimi de pek anlamış değiller. Biraz daha ilerliyorum nihayet bu kez cateringcileri görüyorum. Biraz önce gördüğüm o lezzetli yemeklerin aslında buda için olduğunu onlardan öğreniyorum. Garsonlar servis masaları üzerinde çay hazırlıyorlar. Acaba ikramlık daha neler var diye bakıyorum biraz kurcalıyorum ama nafile hiçbir şey yok, sadece çay ve birer dilim kek var. Buda'ya sunulan o gösterişli güzel yemeklerin yanında çay çok sönük kalıyor. Rehberimiz Angela bizi Avrupalılarla karıştırmayın diyor. “ O hazırlananlar buda için bizim için değil biz onları yiyemeyiz ” diyor. İnsanın inanası gelmiyor. Gerçekten de pişirilmiş onca şey o süslü masalarda kalıyor. Bol bol resim çekip mekandan ayrılıyorum. Türk rehberimiz Ömer Ilgazlı ile sohbet ederken bana restoranlarda animasyon yapıldığından bahsediyor. Tayland’ın ünlü ve en yüksek restoranına gidip mekândaki müzisyenler ve animatörler ile sohbet ediyoruz. Yöresel müzisyenler, uzun adam, pantomim sanatçısı, illüzyonist, palyaçolar var. Bunların dışında alışveriş merkezi içerisinde bizdeki gibi balon süslemeler ve yine broşür dağıtan kostümlü animatörler ile karşılaşıyoruz ve birlikte fotoğraf çektiriyoruz.



Bangkok'a gitmişken bu kadar az organizasyon inceleyip dönmek doğru olmaz diye düşünüyorum beş yıldızlı bir otelin balo salonunda düzenlenen düğün merasiminden birine katılmak istiyorum. Kaldığımız otelin balo salonuna baskın yapar gibi gidiyorum, şanslıyım çünkü günlerden cumartesi ve düğün var. Salon süslenmiş, masalarda suplalar, nikah şekerleri ve sade çiçekler var. Karşılama kokteyli, anı defteri ve kürsüsü ile gelin damadın resminin olduğu bir karşılama panosu mevcut. Masanın ortasında bir cam ve cam üzerinde çeşit çeşit baharatlar var. Düğün davetleri bizim düğünlerimize çok benziyor. Süslemeler, nikah merasimi için nikah düzeni, gelin yolu vesaire. Bizden farkı Budizm’in sembollerinden olan minik buda evlerinin (stuba) her düğün mekanının en güzel köşesine konmuş olması. Görüştüğüm çift çok heyecanlı tıpkı bizimkiler gibi. Ortalıkta koşuşturan biri var, bir o tarafa bir bu tarafa koşuyor çift sürekli bir şeyler soruyor. Kapalı salon düğününde giriş merasimi için sis makinesi deniyorlar ortalık toz duman halde göz gözü görmüyor. Neyse ki organizatörü yakalıyorum ve birkaç soru sormak istiyorum ama nafile adam meşgul bana birkaç dakika ayırıyor nede olsa meraklı bir turist imajı sergiliyorum. Organizatöre hak veriyorum hani tam işin ortasında olacak iş değil. Neyse elime bir kaç katalog tutuşturuyor fiyatlar filan da var inceleyince fiyatların çok makul olduğunu görüyorum. Şöyle ki 300 kişilik süsleme, orkestra, otel ve yemek dahil tamamı kişi başı 800 Baht yani 48 TL. Bu fiyatları duyan müşterilerimiz evlenmek için Uzakdoğu’yu seçebilir. 



Geri dönüş tarihi yaklaşırken birde gösteri izlemek istedim Tayland’ın en ünlü kabaresi Calypso Cabaret. Bilet fiyatları 1000 baht (63 TL) civarında olan gösteri  150 kişilik kadrosu ile sahneyi dolduruyordu. Ülkemizdeki sultanların dansı gösterisine benzeyen ama bizim gösterimiz kadar profesyonel olmayan show dünyaca ünlü. Gösteri sonunda oyuncular çıkış kapısında sizleri karşılıyor ve bahşiş karşılığı fotoğraf çekiliyorsunuz orda bir sürpriz ile karşılaşıyorsunuz bu 150 kişilik kızlı erkekli dans ve oyuncu grubunun tamamı meğerse ladyboymuş.  Hepinize güzel günler diliyorum.

Gültekin Tepe